
Güllerin
Efendisi dendi sana.
Mekke’nin
topraklarında açan, gonca güldün sen.
Sevgili dedik
sana ey Resul.
Sevgililerin
sevgilisiydin sen.
Gönüllerin
sultanı, dudakların destanıydın.
Seni
bekliyordu dünya… Kâinat… Semalarda yankılanacak bir isim
duymak istiyordu.
Tarih
senin hayatını yazmayı bekliyordu tarafsız.
Allah’ın
kitapları senden bahsediyordu. Ahmedi Muhammed diyerek.
Kâhinler
seni bekliyorlardı sessizce…
Gökyüzü seni
haykırıyordu… bilinmezlere…
Yeryüzü
bekliyordu, toprak kendisine basarak şereflendireceğin
günü bekliyordu…
Çünkü
Allah kâinatı senin hürmetine yarattığını söylüyordu.
Ve bir gelişle
geldin sen Efendim, kâinatın bağrındaki MEKKE’ye…
İlk defa O gece
yıldızlar bu kadar parlıyordu. Ay bu kadar büyümüştü…
Odandaki
nurunu görebilmek için ve yağmur bu kadar içli ağlıyordu.
Rahmet Peygamberin gelişine sevinerek…
Melekler
indiriyordu her biri damlayı çatlamış toprağa; toprak gül
açıyordu..
Gelişinle
sevindik Efendim…
Bir sevgin
vardı ümmetine… doğarken de ölürken de “ümmetim”
dedin… Bir sevgi tohumu getirmiştin gelişinle...
Öyle
bereketliydi ki bire bin veriyordu.
Zift misali
taşlanmış kalplerin yumuşamasına vesileydin…
Sevgiyi
sende gördük Efendim…
Kulaklar
tıkanmıştı gerçeklere, gözlerini kapamışlardı, Allah’ın
keremiyle verilen bin bir mucizeye.
İşkenceye
maruz bıraktılar Efendim...Kainat Efendisiydi bu meydan
okuyuş...
Taife İslâmi
davet için gittiğinde; taşlanmıştın ilkin…
Kan revan
içinde bıraktılar; seni Efendim…
Ayak
bileklerine kadar inen kanı; sıvazlıyordun yukarı…
Biliyordun
ki, ancak bir Peygamber kanı, iflah etmezdi o toprağı…
Kanını
yere damlatmasan
da, Cebrail’in
“İşte Taif’i”
onların başına geçirelim” demesine…
Kanayan yaranın
bedeli olacakken…
Sen izin
vermedin.
Sabırsa,
sonuna kadar olmalıydı…
Merhametin
kurtardı… O milletin başını…
Merhametinle,
merhametlendik Efendim…
Ve bir gün
gideceğini anlamış gibiydik. Görev tamamlanmıştı…
Tebliğin son
rütuşları da, Veda Hutbesi ile yapılmıştı.
Ve bir gün
gittin sen… Hüzne boğdu bu ayrılık;bizi Efendim………..
Gökyüzü bile ağlıyordu… Kâinatın Efendisinin gidişine
içlenerek…
Güller,
güller feryattaydı. Bu ayrılık da bükmüştü onların
boynunu…
Yetimler,
gidişinle gözü yaşlı kaldı…
Kalpler dondu
kaldı…
Sükuneti
bozacak bir tek Bilal’in ezan sesi vardı.
Bilal’de
ezan okuyamaz oldu. Ne zaman teşebbüs etse boğazı
kilitleniyor… Muhammed’siz bir şehre ezan okumak çok
zoruna gidiyordu…
Muhammed
kelimesine gelince kendinden geçiyor ve ezanı okuyamadan
bayılıyordu…
Sen seni
görmeden iman eden ümmetine “Kardeşim” diyorsun…
Gözlerimiz
ufukta seni bekliyoruz…
“Seni
bekliyoruz” diyen ümmetine gelir misin?
RÜYALARIMIZA
MİSAFİR OLMAYA? GELİR MİSİN?
Selam ve
Selat senin üzerine olsun…
Âlinin ve
ashabının üzerine olsun Efendim…