ADAK ve YEMİN
 

Dini literatürde ibadet denince akla namaz, oruç, zekât ve hac ibadetleri aklımıza gelir. Ancak keffâret ve adak gibi yemin gibi konularda ibadet kavramı ile yakından ilgilidir.

 1- ADAK

        a) Mahiyeti: Arapça’da nezir (nezr) diye ifade edilen adak DİNEN YÜKÜMLÜ OLMADIĞI HALDE, İBADET CİNSİNDEN BİR ŞEYİ KENDİSİNE VACİP KILMASInı ifade eder.

             Başka bir ifade ile; Kişinin farz veya vacip cinsinden bir ibadeti yapacağına dair Allahu Teâlâ’ya söz vererek, o ibadeti üzerine borç kılması, vacip kılmasıdır.           

            Adakta bulunma, arzu edilen sonuçları elde etme, beklenmeyen durumlardan koruma vardır. Allah’ın yardımını talep etmek için dini bir davranıştır. 

            Kur’an’da değişik yerlerde verilen sözde durulması, ahde ve akitlere bağlı kalınması, Allah’a verilen sözün tutulması (Maide-5-1, İsra 17-34, Nahl 14/91) emredilir.

             Hz. Peygamber (s.a.v.) Allah’a yaklaşma kabilinde adakları hoş, diğerlerini ise uyulmamasını istemiştir.

            Yine Allah Rasülü pek adama işini hoş karşılamamış hatta: Adak bir fayda sağlamaz, sadece cimrinin malını eskitmiş olur.

            Bu sebeple İmam Şafi ve Ahmed b. Hanbel ve bazı fakihler adak adamanın mekruh olduğunu söylemişlerdir. Hanefiler ise, Allah’a ibadet ve taat yönlü adağın Mübah olduğunu savunurlar.

            Şu bir gerçek ve hakikattir ki, dünyevî bir menfaatı konu alan şartlı adak, tamam ibadet niyetlide olsa, Allah’la bir pazarlık mahiyetini taşımaması gereklidir. Şartsız adak tabiki daha doğrudur. Ancak şu unutulmamalıdır. Allah’a isyan mâsiyeti içermeyen tüm adakları yerine getirmek biz kullara vaciptir…………………………………

 b) Şartları:

            Yapılan bir adağın geçerli olması için

1-      Adakta bulunan,

2-      Adağın konusu, ile ilgili bir takım şartlar vardır…

            Adağı yapan kimsenin, adağı geçerli olabilmesi için;

Müslüman olması, akıllı ve buluğa ermiş olmalıdır. Şu unutulmamalıdır. Adağın geçerliliği hususunda Hanefi fakihleri ikiye ayrılır.

             Bir kısmı; adağı adayan ciddi, hür  ve istekli olması… gerekir diyenlerin yanında, diğer kısmı; öfke, şaka vb. yollarla yapılan adakları bağlayıcı görenler de vardır.

            Adağın geçerliliği için adak konusunda aranan şartlar, şu şekilde sıralanır.

 

1-      Adanan şeyin cinsinden bir farz veya vacip ibadetin bulunması gerekir. Namaz, oruç, sadaka, kurban vb. gibi  Hasta ziyareti, mevlid okumak vb. adak konusu olmaz. Türbelere mum yakma, horoz kesme, bir yere bez bağlama, şeker ve helva dağıtımı gibi halk arasında görülen adak adetlerinin İslam’da yeri yoktur. 

2-      Adanan şey bizzat hedeflenen(maksut) ibadet cinsinden olmalı, başka bir ibadete vesile olduğu için farz veya vacip sayılan bir ibadet olmamalıdır. Mesela è abdest almayı, ezan okumayı, mescide girmeyi konu alan adak geçerli olmaz. 

3-      Adana husus, adayan şahsın o anda veya daha sonra yapması gereken farz veya vacip bir ibadet olmamalıdır. Zaten üzerine farz olan namazını ve tutması gereken Ramazan Orucunu adayamaz. Adak konusu olamaz. 

4-      Adanan şeyin meydana gelmesi ve yapılması maddeten ve dinen mümkün ve meşru olması, mal ise adayan şahsın mülkiyetinde bulunması gerekir. Bir kimsenin sahip olmadığı bir malı adaması geçersiz, sahip olduğundan fazlasını adaması geçersizdir. Ancak ileride elde edeceği malla ilgili adağı geçerlidir. Mirastan gelen malına adama yapabilir. 

5-      Adanan fiil Allah’a isyanı, bidat, günah ve masiyet içermemelidir. Bu takdirde adak geçersizdir. 

C) Hükmü

 Herhangi bir şart ve zamana bağlanmayan (mutlak) adaklar, adama anından, itibaren gerekli hale gelir ve ilk fırsatta yerine getirilmesi uygun olur. 

Şarta bağlı adaklar, şartın gerçekleşmesi halinde yerine getirilmelidir. Şart gerçekleşmeden adak yerine getirilse de geçersizdir. Yapılan bu durum nafile sayılır.  Bir kimse bir işim olursa 10 gün oruç tutacağım. İşi olmadan 10 oruç tutsa oruç nafiledir. İşi olunca tekrar üzerine vacip olan orucunu tutması VACİPTİR… 

Yerine getirilmesi gelecek bir zamana bağlanan adaklar Ebu Hanife, Ebu Yusuf’a göre, bu zaman gelmeden de önceden de yerine getirebilir. İmam-ı Muhammed, Şafi ve Hanbeliler, sadaka gibi mali ibadetlerde aynı görüşü paylaşmakla birlikte namaz oruç gibi bedeni ibadetler vakit gelmeden hükümün sabit olmayacağı görüşü hâkimdir. 

Meydana gelmesi istenmeyen bir şarta bağlı olarak adakta bulunana şahısların, mesela yalan söylemeye, kötü bir fiili işlememeye adamak, adağını bozunca, sözünü yerine getirmesi lazım, Mesela bir daha içki içmeyeceğim, içersem bir ay boyunca oruç tutacağım. İçti o zaman bir ay  oruç tutar.

Ancak burada dilerse yeminin keffaretini de ödeyebilir. Hanefiler bu durumda yeminin keffaretinin daha isabetli bir davranıştır… Çünkü bu ahidleşme yemin sayılmaktadır. 

Tasaddukla ilgili adaklarda mekân, zaman ve şahıs itibarıyla belirleme yapılsa bile bu belirlemeye uymak gerekmez. Falan camiye, falan fakire adasa fark etmez, başka cami veya başka fakir olması bir şey gerekmez. Adak olmuştur… 

Kurban kesmeyi adayan kimse bu adak kurbanın etinden yiyemeyeceği gibi bakmakla yükümlü olduğu kimseler yiyemez, yerlerse yediklerinin oranında tasaddukta bulunurlar. 

                   Adaktan doğan yükümlülük yeminde olduğu gibi kazaî değil, diyânî’dir. Yani yargıyı değil kişinin dindarlığıyla ilgilidir. Kul ile Allah arasında var olan bir iştir. 

            Üzerinde mali bir adağı olan ölmeden vasiyet etmişse malının 1/3’ünden öderlerken, vasiyet yoksa mirasçıların insafına kalmıştır. Mirasçılar mecbur değildir. 

2- YEMİNLER       

a) Mahiyeti : Sözlükte kuvvet, sağ taraf, sağ el, ant, kasem vb. manalarına gelir. Dini anlamda ; Bir kimsenin bir işi yapıp yapmaması veya bir olayın doğru olup olmaması konusundaki söylediği sözünü ALLAH’ın adını veya sıfatını zikrederek kuvvetlendirmesini ifade eden bir terimdir. Mesela  Vallahi şu işi yapmam. Vallahi şu yere gitmeyeceğim. Vallahi borcumu ödedim. Vb. sözler yemindir. Fıkıhta ise Kasem adı verilir.

Yeminin yemin olması, Allah’ın isim veya sıfatlarından birisi ile olur…………… 

Vallahi, Billahi, Tallahi, Allah şahit Rahim olan Allah hakkı için and olsun, Allah adına yemin ederim. 

Şu yemeği yemek bana haram olsun, yemin olsun vb. yemin statüsüne girerken, müslüman olmayayım ki, İslam’dan uzak olayım ki vb. şeylerin yemin olması için yemin niyetiyle yani sözü teyid maksadıyla söylenmiş olması gerekir. 

Birde şu önemli söylenen şeyin yemin olması örfün kullanımı da önemlidir. Kabe hakkı için, Kur’an çarpsın, Ekmek çarpsın, anam avradım olsun vb. bu vb. sözler  yemin amaçlı sözü teyid, örfü olarak  yemin mahiyeti telakkisi varsa yemin olarak değerlendirilir. Yoksa yemin olmaz. Birde şu önemli… Değerli, kutsal şeyleri yeminimize alet etmemeliyiz… Yoksa bu kutsal değerlerimizi günlük çekişme ve tartışma konusu olmaması çok güzel olacaktır…

 Yemin etmek Mübah bir davranış olmakla birlikte gereksiz yere yemin etmek ve ettirmek doğru değildir. Sıkça yemin eden kişi sözüne Allah’ı şahit tutmuş, O’na karşı saygısızlık etmiş ve kutsal şeyleri kendi doğruluğu yönünde yıpratmıştır…

 Hele yemininden dolayı sorumluluk vardır, hele yaptığı yemini bilerek ve sorumlu olarak yanlış davranışını doğru olarak yeminle bağdaştırarak yapması büyük günahtır.

 Kur’an’da verilen sözün yerine getirebilmesi bağlamında: Yeminlerinizi koruyunuz Maide 5-89  Allah adına yaptığınız ahidleri yerine getirin. Allah’ı kefil tutarak kuvvetlendirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızı bilir. Nahl 16/91’ de buyuruyor.

 Bu itibarla bir müslümanın yemin etmemesi, yemin etmişse bu verdiği söze Allah’ı şahit tutmak demek olduğundan mutlaka yeminine bağlı kalması gerekir.

 Yemin ettikten sonra yeminini tutmayıp bozan yemin keffareti ödemesi gerekmektedir...

 Biriyle konuşmamaya, borcu olduğu halde borcunu ödememeye vb. şeylerde yemin bozmak daha iyi, (keffareti öder) olur.

 Hadiste “ Bir kimse bir şey için yemin eder, sonra da ondan hayırlısını görürse yeminini bozsun ve keffaret versin” Müslim-Eymen 15-16

 b) Yemin Çeşitleri…………………………………………………………

Yemin üç Çeşittir.

 1- LAĞV YEMİNİ: Yanlışlıkla doğru olduğu sanılarak yapılan yemindir. Borcunu ödemediği halde, ödediğini sanarak, Vallahi borcumu ödedim. diye yemin etmesi… Bazen de hiçbir şey içerik  düşünmeden dil alışkanlığıyla, vallahi, billahi vb. yeminler lağv yeminlerdir… Rabbımız…  Allah kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden (lağv yemininden) dolayı sizi dorumlu tutmaz.Maide 5-89 Bu durumda keffaret yoktur. 

Ancak ağız alışkanlığıyla konuşurken ikide bir yemin edenlerin bu kötü hareketlerini kesinlikle bırakmalıdırlar…

 2- GAMÛS YEMİNİ: Geçmiş zamanda yapılmış veya yapılmamış bir iş hakkında bile bile, kasten ve yalan yere yapılan yemindir. Keffâret kurtarmaz ve zaten gerekmez.

 Bir kimse borcunu ödemediği  halde, Vallahi borcumu ödedim veya vb. yemin etmesi durumu. Böyle yeminler büyük günah ve sahibine çok ağır bir vebal yükler. Bu kasıtlı yanlışlığın  bağışlanması için keffâret var. Keffâret  yalnız yeterli olmaz. Bol tevbe istiğfar etmeli ve yeminle zayi olan haklar hak sahibinde de ödenmeli, helallik dilenmelidir….

 3-MÜN’AKİDE YEMİNİ:  Yeminin terim anlamına uygun olan şekli olup, mümkün ve geleceğe ait bir konuda yapılan yemindir. Bir kimsenin şu tarihte borcunu ödeyeceğine yemin etse, yerine getirmelidir. Yerine getiremezse,  keffâret gerekir.

             Burada keffâret, Allah’a karşı işlenen bir hatanın ve mahcubiyetinin yine ibadet cinsinden örtmeye çalışmaktır. Keffâret ,  1 köle azat etmek è 10 fakiri yedir è 10 fakiri giydir. Bunlara güç yetiremeyen, 3 gün ard arda oruç tutmalıdır. 

            Köle azad etme ve boşanma mahiyetli yemin ve yargılama hukukunda ispat vasıtası yemin çeşitleri. 

            Şu yere giderken karım boş olsun, şu işi yaparsam kölem azad olsun, şu işi yaparsam vs. Amaç ne ise, o işi  yapmama veya gitmeme ise yemin olarak değerlendirilir.  Fakat sonuç ne olacak, yemini bozdu. Hanım boş mu oldu? Yoksa keffâret mi gerekir? Tartışma konusu bu. Fakihler.. Bu tür sözler geçersiz, keffaret gerekmez. Boşamada olmaz demişlerdir…..

                                                                                        

                                                                                             M. Emin YAĞMUR

                                                                                            Orduzu Kireç Ocağı

                                                                                             Camii İmam-Hatibi

 
© 2006 kirecocagicami.com // Designed and Coded By // PC KİREÇ OCAĞI CAMİ //Sami GÖNCÜ // 44170 // MALATYA