Gel Ey

Muhammed (s.a.v.)

  Selam sana ey gözümün Nuru,

Gönlümün Sultanı,

Kalbimin Efendisi,

Bu gün sana nur yüzünün hasretiyle yanıp tutuşan yüreklerden,

Karanlık içinde rotasız bir gemi gibi çaresizliğe düşmüş,

Oradan oraya savrulan insanlardan, mahzun yürekleri ve günahsız bedenleriyle,

Dünyanın dehşetli halini izleyen çocuklardan selam ve

İmdat getirdim. Sen ki gözlerin Nuru,

Gönüllerin Sultani, Kutlu gönül dergâhlarının biricik Padişahî,

Yüreklerin Fatihi ya Muhammed!

Ben, susuzluktan kurumakta olan bir filizim yalnızca.

Sen ise beni yasama döndürecek bir ırmaksın.

Yardım et, ey gönüllerin Sultanı!

Günden güne kurumaktayım;

Benim gibi binlerce susuz filizle birlikte...

Sen ki yoksulların kolu kanadısın,

Yetimlerin babasısın.          

İki cihanın padişahı,         

Allah'ın Resulu, İslam’ın elçisisin

Mü’minlerin daim önderisin...

Senin zamanında yasamadım ki.

Hicretinde kus olup Mekke'den Medine'ye uçmadım ki

Simdi nerelere kaçayım...

Bu kalpleri katılaşmış insanların yaşadığı

Harabeye dönmüş, yağmalanmış enkazdan çıkıp

Koca bir merhamet deliği açayım şu dünyanın göbeğine.

Yuvarlanıp kalayım onun içinde;

Benim gibi binlerce rotasız gemiyle birlikte.

Senin nurun sızsın oraya, aydınlatsın dört bir yanı...

Işığın parlasın, rehber olsun,

Kılavuz olsun benim gibi rotasız binlerce gemiye.

Götürsün bizi aydınlık yarınlara

Bir ihtiyar gönül çıkar buradan yola.

Yürür millerce yolu yavaş yavaş.

Git gide küçülerek yaklaşır ufukta

Git gide gençleşerek bastonu elinde,

Zikri dilinde aşkı gönlünde,

Geceleri şefaat diye ağlayan,

Sabah ezanında şükür diye diye

Beyaz ufka düşen ihtiyar bir gönül

Git gide gençleşir bu gönül

Ve caminin merdivenlerinden çıkarken çocuktur artık bu gönül

Şadırvanında abdest alır

Bir melek kadar mahzundur artık bu gönül

Günahsız ve senin aşkınla dolu bir çocuktur

Bütün gönüller ihtiyar burada, bütün gönüller yaşlı

Gönül ister ki bütün ihtiyar gönüller bir gece vakti çıksın yola

Ve bir seher vakti çocuk yüreğiyle ulaşsın sana.

Arınsın günahlarında şadırvanda

Çünkü sen içinde taşıyorsun yağmurları

Gök kuşağını, ezanları, gündüzleri, aydınlatan, baharları ve gülleri, sümbülleri, papatyaları, laleleri

Kısaca bütün güzellikleri.

Bir rüya görmeliyim şimdi.

Bir rüya ki senin nurun inmiş oraya.

Aydınlanmış dünya nurunla.

Melekler dört bir yanında nazar ediyor sana.

Nurun akıyor yüreğime bir anda.

Tüm kirler, tüm günahlar çıkıp gidiyor.

Tertemiz bir çocuğum artık caminin avlusunda.

Dilimde zikir, kalbimde askınla,

İlerleyeceğim nurunla dola aydınlık yarınlara.

Güllerin diyarından

Bir demet olup sunulmak isterdim sana.

Mahzun, günahsız,

dünyanın bütün kötülüklerinden habersiz bir demet gül..,

Ama güller kadar saf ve günahsız değilim.

Etrafı betondan hissiz duvarlarla çevrili,

Yürekleri bomboş insanların yasadığı

Bir evrendeyim simdi.

Gözlerde perde var, kalplerde kir...

Gül sohbetine hasret çılgın bülbül gibiyim,

Gel ey Muhammed!

Ben yan yolda kalmış bir ihtiyarın yalnızca.

Naat'ında dediği gibi Arif Nihat Asya:

"Gel, ey Muhammed, bahardır...

Dudaklar ardında saklı

Aminlerimiz vardır!...

Hacdan döner gibi gel

Miraç’tan iner gibi gel

Bekliyoruz yıllardır!'

Gel, ey Muhammed!

Biz, yan yolda ihtiyar kaldık.

Sen gelince mevsim bahar olur.

Bin bir turlu çiçek asar yüreklerde.

İnsanlar,

Asırlardır yattığı gaflet uykusundan uyanır.

Gel, ey Muhammed!

Hasretinden kurumuş, pare pare olmuş yüreklere su serp

Gel, ey Muhammed!

Dünyaya gelen mahzun ve günahsız bedenleri bu gaflete teslim etme.

Gel, ey Muhammed!

Toprak gibi gel, yaprak gibi gel, rüzgar gibi gel, su gibi gel, bahar gibi gel, yaz gibi gel...

Işık olup sar dünyayı

Gel de bu ölü yürekleri canlandır

Gel, ey Muhammed!                           . .

 

Seher DÜNDAR/KARAMAN           

 
 
© 2006 kirecocagicami.com // Designed and Coded By // PC KİREÇ OCAĞI CAMİ //Sami GÖNCÜ // 44170 // MALATYA