Selam
sana ey gözümün Nuru,
Gönlümün
Sultanı,
Kalbimin
Efendisi,
Bu gün
sana nur yüzünün hasretiyle yanıp tutuşan
yüreklerden,
Karanlık
içinde rotasız bir gemi gibi çaresizliğe düşmüş,
Oradan
oraya savrulan insanlardan, mahzun yürekleri ve
günahsız bedenleriyle,
Dünyanın
dehşetli halini izleyen çocuklardan selam ve
İmdat
getirdim. Sen ki gözlerin Nuru,
Gönüllerin Sultani, Kutlu gönül dergâhlarının
biricik Padişahî,
Yüreklerin Fatihi ya Muhammed!
Ben,
susuzluktan kurumakta olan bir filizim yalnızca.
Sen ise
beni yasama döndürecek bir ırmaksın.
Yardım
et, ey gönüllerin Sultanı!
Günden
güne kurumaktayım;
Benim
gibi binlerce susuz filizle birlikte...
Sen ki
yoksulların kolu kanadısın,
Yetimlerin babasısın.
İki
cihanın padişahı,
Allah'ın
Resulu, İslam’ın elçisisin
Mü’minlerin daim önderisin...
Senin
zamanında yasamadım ki.
Hicretinde kus olup Mekke'den Medine'ye uçmadım ki
Simdi
nerelere kaçayım...
Bu
kalpleri katılaşmış insanların yaşadığı
Harabeye
dönmüş, yağmalanmış enkazdan çıkıp
Koca bir
merhamet deliği açayım şu dünyanın göbeğine.
Yuvarlanıp kalayım onun içinde;
Benim
gibi binlerce rotasız gemiyle birlikte.
Senin
nurun sızsın oraya, aydınlatsın dört bir yanı...
Işığın
parlasın, rehber olsun,
Kılavuz
olsun benim gibi rotasız binlerce gemiye.
Götürsün
bizi aydınlık yarınlara
Bir
ihtiyar gönül çıkar buradan yola.
Yürür
millerce yolu yavaş yavaş.
Git gide
küçülerek yaklaşır ufukta
Git gide
gençleşerek bastonu elinde,
Zikri
dilinde aşkı gönlünde,
Geceleri
şefaat diye ağlayan,
Sabah
ezanında şükür diye diye
Beyaz
ufka düşen ihtiyar bir gönül
Git gide
gençleşir bu gönül
Ve
caminin merdivenlerinden çıkarken çocuktur artık bu
gönül
Şadırvanında abdest alır
Bir melek
kadar mahzundur artık bu gönül
Günahsız
ve senin aşkınla dolu bir çocuktur
Bütün
gönüller ihtiyar burada, bütün gönüller yaşlı
Gönül
ister ki bütün ihtiyar gönüller bir gece vakti
çıksın yola
Ve bir
seher vakti çocuk yüreğiyle ulaşsın sana.
Arınsın
günahlarında şadırvanda
Çünkü sen
içinde taşıyorsun yağmurları
Gök
kuşağını, ezanları, gündüzleri, aydınlatan,
baharları ve gülleri, sümbülleri, papatyaları,
laleleri
Kısaca
bütün güzellikleri.
Bir rüya
görmeliyim şimdi.
Bir rüya
ki senin nurun inmiş oraya.
Aydınlanmış dünya nurunla.
Melekler
dört bir yanında nazar ediyor sana.
Nurun
akıyor yüreğime bir anda.
Tüm
kirler, tüm günahlar çıkıp gidiyor.
Tertemiz
bir çocuğum artık caminin avlusunda.
Dilimde
zikir, kalbimde askınla,
İlerleyeceğim nurunla dola aydınlık yarınlara.
Güllerin
diyarından
Bir demet
olup sunulmak isterdim sana.
Mahzun,
günahsız,
dünyanın
bütün kötülüklerinden habersiz bir demet gül..,
Ama
güller kadar saf ve günahsız değilim.
Etrafı
betondan hissiz duvarlarla çevrili,
Yürekleri
bomboş insanların yasadığı
Bir
evrendeyim simdi.
Gözlerde
perde var, kalplerde kir...
Gül
sohbetine hasret çılgın bülbül gibiyim,
Gel ey
Muhammed!
Ben yan
yolda kalmış bir ihtiyarın yalnızca.
Naat'ında
dediği gibi Arif Nihat Asya:
"Gel, ey
Muhammed, bahardır...
Dudaklar
ardında saklı
Aminlerimiz vardır!...
Hacdan
döner gibi gel
Miraç’tan
iner gibi gel
Bekliyoruz yıllardır!'
Gel, ey
Muhammed!
Biz, yan
yolda ihtiyar kaldık.
Sen
gelince mevsim bahar olur.
Bin bir
turlu çiçek asar yüreklerde.
İnsanlar,
Asırlardır yattığı gaflet uykusundan uyanır.
Gel, ey
Muhammed!
Hasretinden kurumuş, pare pare olmuş yüreklere su
serp
Gel, ey
Muhammed!
Dünyaya
gelen mahzun ve günahsız bedenleri bu gaflete teslim
etme.
Gel, ey
Muhammed!
Toprak
gibi gel, yaprak gibi gel, rüzgar gibi gel, su gibi
gel, bahar gibi gel, yaz gibi gel...
Işık olup
sar dünyayı
Gel de bu
ölü yürekleri canlandır
Gel, ey
Muhammed! . .
Seher DÜNDAR/KARAMAN